KARNELER VERİLDİ

 

Bir sömestr sonuna geldik. Çocuklarınız karnelerini getirdiler. Nasıl bir karne ile karşılaşmayı bekliyordunuz? Nasıl bir karne ile karşılaştınız? Ne umdunuz, ne buldunuz?    

            Ya, gerçekten sizi ve ailenizi sevindirecek, mutlu edecek notlarla dolu bir karne. Üstüne takdir ve teşekkür belgesi de eklendi ise demeyin keyfinize. Bu gün hiçbir şey sizin mutluluğunuzu bozamaz. Hepimizin karşılaşmak istediği, umutla beklediği sonuç bu değil midir?

            Ya da, sizleri ve ailenizi üzen, hayal kırıklığına uğratan kırık notlarla dolu bir karne. Böyle bir durumda ne hissedersiniz veya ne yaparsınız?

            Her birinizin farklı bir şeyler söylediğini duyar gibiyim. Çünkü aynı soruyu 45 kişilik aile eğitimine katılan iki ayrı gruba sorduğumda da hepsinden farklı cevaplar geldi. Ama büyük çoğunluğun verdiği cevaplarda olumsuz yöntemlerin ve iletişim engellerinin kullanılacağını öğrendim. Ben de ailelerin takınacağı bu tutum ve davranışları karşısın da irkildim ve hayal kırıklığına uğradım.

            Çocuklarımızın karnelerine elimize aldığımız da nasıl davranmalıyız?

            1.İyi notlar karşısında takdir ve teşvik etmeliyiz:

            Çocuklarımızın karnelerinde bizleri ve ailemizi sevindiren bir tablo ile karşılaştığımızda, mutlaka olumlu çocuk yetiştirme yöntemlerinden olan takdir ve teşvik etmeyi ihmal etmeyelim. Çocuğumuz bu notları orada sıralamak için bir dönem boyu çalıştı, yoruldu. Hı, çok güzel, aferin sözleri çocuklarımıza takdir etmek için yeterli değildir. İçten, takdir ve tebrik ediyorum, seninle gurur duyuyorum, emeğinin karşılığını aldığını görüyorum, başarının devamlı olmasını temenni ediyorum. Gibi çocuğumuzun da kendini güven duymasına sağlayacak şefkatli ve müşfik dolu sözcükler çocuğumuzu daha da motive edecektir. Daha çok çalışması ve daha fazla başarı performansı göstermesinde olumlu katkı yapacaktır.

            2.Karnesinde iyi notlar olan çocuklarımızı ödüllendirmeliyiz:

            Ödüllendirme çocuğu teşvik ederek başarıyı artırır. Ödüller maddi ödülden çok manevi ödüller olmalıdır. Maddi ödüller rüşvetçiliği teşvik edebilir.

            Peki, manevi ödüller nelerdir?

            Çocuklarımıza söylediğimiz sevgi dolu sözler. Seni çok seviyorum. Sen benim için çok değerlisin. Bir tanem… Gibi. Sevdiğimizi devamlı hissettirmek, kucağımıza almak, sevmek, bağrımıza basmak, oyun oynamak, parka, eğlence merkezlerine, sinemaya ve tiyatroya götürmek. En çok istediği bir eşyayı karne hediyesi olarak almak. Kontrollü olarak televizyon izlemesine ve bilgisayar oynamasına izin vermek.

                3.Karne de zayıf notlar getiren çocuğa olumsuz disiplin yöntemleri uygulanmamalıdır:

                Bir ilköğretim okulunda annelere verdiğim Aile eğitimi seminerimde tahtaya olumsuz disiplin yöntemlerine yazmıştım. O salonu sadece biz seminer için kullanıyorduk. Yazılan notlar silinmeden tahtada kalmış. 1. Karnenin verilmesine yakın bir tarih. Ertesi hafta yine aynı solona seminer vermeye geldiğimde tahtada o koridordaki sınıflardan birinde okuyan çocuk veya çocukların bir notu ile karşılaştım.

                Öğrenci notunda şunlar yazılmaktaydı: ‘Karnelerimizde zayıf olduğunda annelerimiz, babalarımız bize dövmesinler, cefa vermesinler’

                Bağırmak, dövmek, odaya kapatmak, tehdit etmek, başarılı bir arkadaşı veya kardeşi ile kıyaslamak, öğüt vermek, nasihat etmek, ad takmak (tembel), sözle hor görmek, sevgiyi esirgemek, korkutmak, alay etmek,

 

küçümsemek, yargılamak, eleştirmek gibi fiziksel ve duygusal cezaların işe yaramadığını kabul etmeli bu tepkileri göstermekten vaz geçmelidir.

                4. Karnesinde zayıfı olan çocuklar korkutulmamalıdırlar:

                Çocukları korkutmak yalan söylemeye teşvik eder. Karnesinde zayıf not getirdiğinde cezalandırılacağını, horlanacağını, azarlanacağını bilen çocuklarda, notları yüksek söyleme, yalan söyleme notları değiştirme, karneyi anne-babayı göstermeme ve anne-babayı atlatma, onlar yerine imza atma davranışı görülecektir. Yine evden kaçan, intihar eden çocukları da her karne döneminde basından izliyoruz veya okuyoruz.

                Bunların yerine canın sağ olsun, bu sefer olmadı, inşallah 2. Dönemde başaracaksın. Ben sana güveniyorum, senin yanındayım, sana desteğim gibi olumlu sözler çocuğun kendine güven duymasına ve başarılı olmasını sağlayacaktır..

            5. Çocuklarımızın başarısızlıkları karşısındaki tavrımızı değiştirmeliyiz:

                Çocuklarımız zayıf karne notları ile geldiklerinde takınılan tavırlar bellidir. Bu durumu hoş görü ile karşılayan anne-baba sayısı çok azdır.

                Bir anne karne notları muhabbeti üzerine şunları söylüyor: ’8.sınıfa giden kızımın benim bildiğim kadarıyla en az 3 tane zayıfı var. Saçını başını yolmak için karnenin gelmesini bekliyorum. Kendimi de şimdiden hazırlıyorum. Neler yapacağımı da kızıma söylüyorum’. Bu annenin takındığı tavır yine bu karne döneminde birçok evde yaşanacak. Duamda bu manzaraların yaşanmaması, çocukların ruhsal yapılarının bozulmamasıdır.

                Çocuklarımızın karnelerinde zayıf notlar getirmeleri bizim gözümüzde çocuğun yanlış bir davranışı. Bunu hepimiz kabul ediyoruz. Peki, çocuğun bu yanlış davranışı karşısında bizim de yanlış davranmamız, çocuklarımıza fiziksel ve duygusal cezalar uygulamamız çocuğun yanlışını düzeltir mi? Çocuklarımızı başarıyı götürür mü? Tabi ki hayır. Çocuğun kendine değersiz görmesine ve kendine olan güveninin sarsılmasına neden oluruz. Kendine değersiz gören ve güveni sarsılan çocukların ders çalışma ve başarı motivasyonları da düşer, daha da başarısız olurlar.

                Çocuklarımıza her zaman davrandığımızın dışında bu sefer farklı davranmayı ne dersiniz?

                Nasıl mı olacak?

                Tavrımızı değiştirerek. Tavrımızı değiştirmek için de öncelikli olarak kendimizi değiştirmekle başlamalıyız. Yıllardır süregelen alışkanlıklarımızı bırakmak, kendimizi birden değiştirmek çok kolay değildir. Düşünün bakalım. Bizler, sizler kimin için çalışıyor, yoruluyoruz. Çocuklarımız için. Demek ki onlar bizler için çok değerli varlıklar. Bu değerlerimizi daha da yüceltmek, başarılarına desteklemek, davranışlarına değiştirmek için kendimizi değiştirmek çok zor gelmemelidir. Neticeleri itibariyle çocuklarımızın başarılarını artırmadaki etkisi nedeniyle denemeye değer.

                Artık bu sefer kızmayacağım, bağırmayacağım, dövmeyeceğim, kıyaslamayacağım, cezalandırmayacağım, sevdiklerinden mahrum etmeyeceğim, korkutmayacağım, tehdit etmeyeceğim, eleştirmeyeceğim, küçümsemeyeceğim, hor görmeyeceğim diye karar alıp, bu kararları davranışa dönüştürdüğümüzde, tavrımızı ve kendimizi değiştirmiş olacağız. Olumlu davranışlarımızla karşılaşan çocuğumuz mutlu olurken, ilk başarı adımlarını birlikte atmayı başlayacağız. Denemeye değmez mi?

                6. Çocuğun başarısızlığının nedenleri araştırılmalıdır:

                Çocuklarımızı tembellikleri ile direk suçlamak yerine, çocuğumuzun başarısızlığının nedenleri araştırılmalı ve çözüm yolları aranmalıdır. Benim kanımca çocuklarımızın başarısızlıklarında en büyük etken anne-baba ilgisizliği. Çocuklarımızın başarısızlıklarına ortak olduğumuzu unutmamalıyız. Başarısız çocuk yoktur, başarısız anne-baba vardır. Seminerimize katılan annelerde 4 ay boyunca aynı şikâyetleri sıraladılar. Kiminin çocuğu ders çalışmıyor, kiminin

 

çocuğu da kitap okumuyordu. Dolayısı ile okul başarıları ve aldıkları notları da zayıf. Annenin çocuğuna tek yardımı dersine çalış ikazları. Problemli annelere çocuklarının durumlarına göre çözüm yolları önerdim. Şu anda hem anneler memnun, hem de çocukların okulda ki başarıları arttı.

                Önerimin özeti şu. Emek vermeyince yemek olmaz. Anne-baba çocuğunun başına oturup çalıştığı dersleri, okuduğu kitabı eline alıp çalıştırırsa, emek verirse çocukta başarılı olur. Mutlaka çocuğa ders çalışma alışkanlığı kazandırılana kadar ilgilenilmelidir. Anneler şimdi çocuklarının başarısızlıklarında en çok kendilerinin ilgisizliği ve ihmallerinin olduğunu itiraf ediyorlar. Asıl suçlu biziz diyorlar.

                7. Çocuklarımız getirdikleri zayıflar anlayışla karşılanmalıdır:

                Karnesinde zayıf getiren çocuklar çok üzgündürler. Duyguları, düşünceleri, hissettikleri sorulmalıdır. Çocuk etkin ve katılımcı şekilde dinlenilmelidir. Çocuklarımızı dinlediğimiz zaman onları daha iyi anlayacağımız ve hak vereceğimizden eminim.

                8. Çocuklarımızın başarısızlıklarını konuşurken sen dili yerine ben dili ile konuşulmalıdır:

                Sen dili kişiliğe, ben dili davranışa yöneliktir. Çocuğun başarısızlığı kişiliği değil davranışıdır. Sen tembelsin, sen başarısızsın yerine, karnen de zayıf olduğu için ben çok üzüldüm. Zamanında derslerine çalışsaydın daha başarılı olurdun bende çok sevinirdim, ben mutlu olurdum diyerek duygularımızı ifade edersek çocuğumuz üzerinde daha etkili oluruz. Çünkü çocuklar hiçbir zaman anne-babalarının üzülmesine istemezler. Anne-babalarını üzmemek için zayıf not almak istemezler, başarılı olmak için kendilerini zorlarlar.

                9. Çocuklarımızın kapasitelerinde beklenti içinde olmalıyız:

                Bazı çocukların okuduğunu anlama kapasitesi yüksekken, bazı çocukların anlama kapasiteleri düşüktür. Bunda anne-babanın, öğretmenin, okulun, ortamın, çevrenin, beslenme düzeyinin ve ekonomik koşulların etkisi büyüktür. Çocuklarımızdan başarı isterken bu etkenler göz önüne alınarak yaşlarının ve kapasitelerinin üstünde beklenti içine girmemelidir. Hem çocuk, hem anne-baba kaybeder. Anne-babalar öğretmenlerle görüşmeli, öğretmenlerin istek ve ikazlarına dikkate almalıdırlar.

            10. Çocuklarımızın başarı veya başarısızlıklarını değerlendirirken takındıkları yüz jest ve mimiklerimiz, konuşma tarzımız ve kullandığımız sözcükler yumuşak, nazik ve rica edici olmalıdır. Yumuşak ve nazik bir şekilde söylenen sözler daha etkilidir. Anne-baba ile çocuk arasındaki iletişimi ve ilişkiyi olumlu etkilir.

Atalarımız boşuna dememişler: ‘Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır’.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !